CHP’li Belediye Başkanları, CHP Genel Başkanı Özgür Özel başkanlığında Ankara’da bir araya geldi. Büyükşehir, il, ilçe, belde belediye başkanları ve büyükşehirlerin ilçe belediye başkanlarıyla ayrı ayrı yapılacak beş oturumda CHP’li belediyelere yönelik yapılan operasyonlara karşı yol haritası belirlenecek. Toplantının ardından açıklama yapan Özel, seçim sonra neler yapacaklarını tek tek açıkladı.
CHP’li belediyelere artan operasyonlar ve son olarak Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel’in gözaltına alınıp ardından tutuklanmasıyla partinin tutumunun yeniden ele alınması konusunda çağrılar yapılmış, Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş’ın “Her gün bir operasyonla uyanıyoruz. Bunu seyredemeyiz. Bütün belediye başkanlarımız artık tedirgin. Topluca bir karar almamız ve bu kararı tüm dünyaya duyurmamız gerekiyor” ifadesini kullanmıştı.
Bu çağrıların ardından operasyonlara ilişkin yeni yol haritasını belirlemek için CHP’li büyükşehir, il, ilçe, belde belediye başkanları ve büyükşehirlerin ilçe belediye başkanları, CHP Genel Başkanı Özgür Özel başkanlığında saat 11.00’de Parti Genel Merkezi’nde bir araya geldi.
İMAMOĞLU’NUN MEKTUBU OKUNDU
Operasyonlara karşı yol haritasının konuşulacağı toplantıda CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun mektubunu okudu.
“Sayın Genel Başkanım, değerli belediye başkanları, benim sevgili yol arkadaşlarım… Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Hasretle kucaklıyorum.
Dostlarım, milletimizin CHP’li belediyelerin halkçı, icraatçı politikalarına verdiği güçlü destek ve bizlere duyduğu güven, bu iktidarın en büyük kabusudur. Milletimizin Cumhuriyet Halk Partili belediyelerinin halkçı, icraatçı politikalarına verdiği güçlü destek devam edecektir.
Biz işimizi en iyi şekilde yapıp halkın gözünde ve gönlünde büyüdükçe, ülke yönetimi için ortaya ciddi bir alternatif koydukça onlar daha da saldırganlaşıyor, hukuk tanımaz oluyorlar. Foyası meydana çıkmış, vakti dolmuş bir iktidarın acizliği içerisinde milli iradeyi hiçe sayıyor, demokrasiyi katlediyorlar.
Bunlar çürümüş bir düzenin son demleridir. Ellerinde her türlü güç var ama arkalarında milletin desteği yok. Ellerinde her imkân var ama içlerinde millete sevgi ve hürmet kalmamış. Adalet duygularını yitirmişler. O sebeple kaybedecekler. Baskı ve zorbalıkla, iftira ve kumpaslarla uzatmaya çalıştıkları siyasi ömürleri ilk sandıkta son bulacaktır.
Biz her şart altında milletimize hizmet etmekten, Cumhuriyet ve demokrasiye sahip çıkmaktan, herkes için adalet ve hürriyet mücadelesi vermekten asla geri durmadık, durmayacağız. Bizleri seçen, görev ve sorumlulukları yükleyen milletimizin üzerinde hiçbir gücün hakimiyetini kabullenmedik, kabullenmeyeceğiz. ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ diyen Atatürk’ün izinde, millet iradesinin yolunda yürüyeceğiz.
Bize yönelmiş, birbirimize yönelmiş her zorbalığın, her yargı saldırısının hepimize ve milletimize karşı yapıldığını bilerek birbirimize ve milletimize daha çok sarılacağız. Her engel, her zorluk halkımıza hizmet etme; insanca, hakça bir düzen kurma kararlılığımızı asla engellemeyecektir.
Başardık, yine başaracağız. Milletin iktidarını engellemeye çalışanlara teslim olmayacağız. Biz çalışacağız, direneceğiz, Türkiye kazanacak.
Nice badireyi atlatmış olan bu aziz millet, bizlerin mücadelesiyle huzura kavuşacak. Her şey çok güzel olacak!
ÖZGÜR ÖZEL KÜRSÜYE ÇIKTI
Mektubun ardından kürsüye CHP Genel Başkanı Özgür Özel çıktı. Özel’in açıklamalarından satır başları şöyle:
SEÇİM SONRASI YAPILACAKLARI AÇIKLADI
Sandık en geç 2028’in Haziran’ında açılacak. Ne zaman seçim sandığı açılacak, trollerin, haksız tutuklama isteyen savcıların 200 tane üniversite öğrencisini vizesinden, edenin, iki bayramı içeride geçirtenin bütün yaz onları Silivri’de perişan edip aileleriyle bir bugün tutuklanmalarına gerek yoktu, tutuklayan yanlış yapmış deniyor ya, o tutuklamayı isteyen savcıya, o tutuklamayı veren hakime, o çocukları hedef gösteren trollere o günden bugüne Ekrem Başkan ya da tüm belediye başkanlarımız hakkında, partimiz hakkında yalandan tweetleri atanlara, akşam televizyonlarda o yalanları tartışanlara paçavralara basıp hepimize iftira atanlara müjde ederim ki önce seçim sandığı açılacak, sonra sizin çeyiz sandığınız açılacak.
‘HAYSİYET CELLATLARINI UNUTURSAK ŞEREFSİZİZ’
Hadi bakalım. Hadi bakalım. Hadi bakalım. Verilecek onlar savcılıklara. İki yıl kaldı maksimum iki yıl. İki yılda hiçbirinizin ne zaman aşımı kurtarır ne bir şey. Ama şuna güveniyorsunuzdur, ‘ya bunlar iyi insanlar, biz ettik onlar etmezler, bizi unuturlar’. AKP’ye oy veren MHP’ye oy veren normal vatandaş hiç korkmasın. Ne devri sabık yaratırız, ne kin güderiz, iyi olsun diye oy verdiniz, yerel seçimde vazgeçtiniz, genel seçimde hep beraberiz, ama bu haysiyet cellatlarını unutursak şerefsiziz, unutursak şerefsiziz.
‘SEVK EVRAKINI KAÇIRDILAR’
Dün böyle bir toplantıyı yapmadan önce elbette Onursal başkanı gittim, ziyaret ettim. Bursa’da Mustafa Bozbey başkanı ziyaret ettim. Onursal başkan aile görüşünden geliyordu ve bir gün önce de kızını görmüştü ama içine dokunan şuydu. Kızı Algı’yla birlikte 23 Nisan’a hazırlanıyorlardı. Baba kız 23 Nisan’da Ataşehir’de bayramı kutlayacaklardı. Algının kıyafetleri hazır, heyecanı bir haftadır en üstteydi. Dört gün önce geldiler, 23 Nisan’dan bir gün önce Algı’nın babasını alıp götürdüler. Tutuklamaya sevk evrakını bucak bucak kaçırdılar, her yerden yazıldı.
‘ONURSAL’IN, ALGI’NIN GÖZYAŞLARI BOĞACAK’
Onursal Adıgüzel’i tutukluluğa sevk ederken suç işlememe suçundan tutuklamaya sevk ettiler. Hakime sordu, bir şey yapsam, bir şüphe olsa yazacaksınız, hiçbir şey yok diyor. Diyorlar ki savcı şüpheleniyor ama bir şey bulamadım diyor. Ve Onursal Adıgüzel bu tutuklamadan 24 saat sonra kızıyla birlikte bir görüşme odasında 23 Nisan’ı kutlamak zorunda kalıyor. Algı’nın gözyaşlarıyla, Onursal’ın gözyaşlarıyla. Birazdan daha detay bir şey söyleyeceğim buna dair ama daha özel bir şey söyleyeceğim ama hiçbir suçun yok ama kesin işledin, ben bulamıyorum, yine de seni tutukluyorum diyen, tutuklanmanı istiyorum diyen de bu tutuklamayı yapanı da günü gelecek Onursal’ın ve Algı’nın gözyaşları boğacak, gözyaşları…
’12 YILLIK İFTİRA’
Dün Mustafa Bozbey’in yanındaydım. Normalde şu koltuklardan birinde oturacaktı bugün. Bütün salona selamı var. Alnımız açık başımız dik diyor. Ne görev süremizde bir şey buldular diyor. 8 yıl önce verilmiş bir ifadedeki 12 yıllık iftirayla. İki tane iftiracı var. Birisi madde bağımlısı, babası özre gelmiş Bozbey’e. Bu nasıl böyle şeyler yazıyor, çiziyor bilmiyorum. ‘Bağımlılıktan kurtulsun diye 16 milyon para buldum, tedavi ettirdim, yine kaçtı, bulaştı. Gitmiş sana karşı ifade vermiş, hakkını helal et, senden özür diliyorum’ diyor Hacı babası. Öbürünün kendi yargılandığı dosya 155 yıl. Tamamı Bursa’da birbirinden farklı farklı 40’tan fazla olayda 500’den fazla kişiyi dolandırma suçundan. Bunlar diyor ki biz 12 yıl önce Bozbey’den şu vakfa bağış yap dedi, o bağışı yaptık, bundan dolayı bundan sonra işimizi gördü veya öbürü diyor yapmadım diye işimi görmedi. Ondan dolayı Mustafa Bozbey’i alıp içeriye koyuyorlar.
‘HİÇ KİMSENİN SOSYAL YARDIMI KESİLDİ Mİ?’
Buradan AK Partili, MHP’li seçmenlere şunu hatırlatmak isterim. Ne diyorlardı? Cumhuriyet Halk Partisi gelirse sosyal yardımlar kesilecek. CHP gelirse belediyeden sosyal yardım alamazsınız artık. Ona göre oy verin, iyi düşünün. Cumhuriyet Halk Partili belediyeler geldi. Soruyorum AK Partili ve MHP’li seçmenlere. Geçmişte AK Partili, MHP’li belediyeden alıp da bugün sosyal yardım alamayan bir kişi var mı? Yok. Peki rakam ne diyor? Tam 4.6 kat tam rakamı.
‘YOKSUL ÇOCUKLARA SALDIRIYORLAR’
Yani eskiden bir alınıyorsa, bir veriliyorsa, beş kat sosyal yardım veriyor Cumhuriyet Halk Partili Belediye Başkanları. İşte, şimdi buradan Cumhuriyet Halk Partili belediyelere saldırılıyor ya, o saldırılanlar Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları değildir. Saldırılan Cumhuriyet Halk Partisi de değildir. Saldıranlar kreşteki yoksul çocuklara saldırmaktadır. Yurtlara saldırmaktadır. Kent lokantalarına saldırmaktadır. Halk marketlere, halk mandıralara, anne karta, beslenme çantasına, okul suyuna, kırtasiye desteklerine saldırılmaktadır. Mansur Yavaş’ın kapattırdığı veresiye defterini kapatanlara ve veresiye borcu silinenlere saldırmaktadır bu iktidar yaptığı her şeyle. Bu yüzden Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz ne kendimizi ne partimizi savunuyoruz.
“DAHA KESKİN BİR HUKUKİ MÜCADELE VERİLECEK”
“Bugün beş ayrı salonda toplandık. Burada büyükşehirin ilçe belediyeleri vardı. İkinci katta belde belediye başkanlarımız vardı başımızın, gözümüzün üstüne. Dördüncü katta illerin ilçe belediyeleri, yedinci katta il belediyeleri, 12’nci katta da büyükşehir belediyeleri vardı. Her bir masa tartıştı, önerdi. Çünkü kötülük durmuyor, plan yapıyor, saldırıyor. Elbette stratejimiz, mitinglerimiz, mücadelemiz, hukuk mücadelemiz devam edecek. Ama onlar nasıl durmuyorlarsa biz de durmayacağız. Her birinizi teker teker dinledik. Raportör arkadaşlarımız raporlarını tuttular, siyasi arkadaşlarımız notlarını aldılar. Hızlı bir birleştirme toplantısında ilk verileri birleştirdik. Bu akşam, yarın, yarın akşam, pazartesi günkü Parti Meclisi’ne yerel yönetimlerden, sizin her birinizin önerileri, talepleri, parlak fikirleri, gördüğü varsa aksaklıklar, düzeltilmesi gereken hususlar hepsi alınıp, Parti Meclisi’nde ve MYK’da çalışılacak. Ama çok daha keskin bir hukuki mücadele verileceğini Mansur Başkan ifade etti. Bunun yanında yeni ve büyük bir hukukçu heyetiyle yepyeni bir iş yapıyoruz. Bunu hukuk tanımayanlara, kanun tanımayanlara, vicdanı olmayanlara, ipten – kazıktan kopmuş ve insanların üzerine haksızca gelen, saldıran herkese müjdelerim. Bir sandığımız olacak. Hukukçular yazıp yazıp sandığa atacaklar. Çünkü bizim şimdi hukukçular yazıp yazıp savcılığa götürüyorlar, mahkemelere veriyorlar. Diyorlar ki ‘Şu yalan. Bu iftira. Bu manşet tamamen haysiyet cellatlığı. Burada söylenen lafın şeyi yok. Tazminat, düzeltme, tekzip, bilmem ne…’ Sonra; ‘Kovuşturmaya gerek yoktur.’ ‘Tamam ben biraz bakarım.’ ‘Aradım bulamadım.’ ‘Tebligat yapamadım.’ Bunlar da diyor ki ‘Yanıma kalacak.’
“BU HAYSİYET CELLATLARINI UNUTURSAK ŞEREFSİZİZ”
Şimdi bir kuvvetli hukukçu heyeti yazacak, sandığa atacak. Yazacak, sandığa atacak. Sandık en geç 2028’in haziranında açılacak. Ne zaman seçim sandığı açılacak; trollerin, haksız tutuklama isteyen savcıların, 200 üniversite öğrencisini vizesinden edenin ve iki bayramı içeride geçirtenin, bütün yaz onları Silivri’de aileleriyle bir perişan edenin bugün ‘Tutuklanmalarına gerek yoktu. Tutuklayan yanlış yapmış’ deniyor ya. O tutuklamayı isteyen savcıya, o tutuklamayı veren hakime, o çocukları hedef gösteren trollere, o günden bugüne Ekrem Başkan ya da tüm belediye başkanlarımız hakkında, partimiz hakkında yalandan tweetleri atanlara, akşam televizyonlarda o yalanları tartışanlar, paçavralara basıp hepimize iftira atanlara müjde ederim ki önce seçim sandığı açılacak, sonra sizin çeyiz sandığınız açılacak. Haydi bakalım. Verilecek onlar savcılıklara, iki yıl kaldı maksimum. İki yılda hiçbirinizi ne zaman aşımı kurtarır, ne bir şey. Ama şuna güveniyorsunuzdur; ‘Ya bunlar iyi insanlar. Biz ettik, onlar etmezler. Bizi unuturlar.’ Normal vatandaş; AK Parti’ye oy veren, MHP’ye oy veren hiç korkmasın. Ne devri sabık yaratırız, ne kin güderiz. İyi olsun diye oy verdiniz. Yerel seçimde vazgeçtiniz. Genel seçimde hep beraberiz. Ama bu haysiyet cellatlarını unutursak şerefsiziz.
“MİLLETİN VİCDAN TERAZİSİNDE SİZ EZİLİYORSUNUZ. BİZ DİMDİK AYAKTAYIZ”
Değerli arkadaşlar bir tarafta bu kadar haksızlığı yapıp, bu kadar haksızlık karşısında aferini alıp, bakanlık koltuğuna kurulup, 18 tane tapusu ortaya çıkıp, ID numaraları verilirken, bir bakanın çıkıp yalan söylüyor. ‘O malı hiçbir zaman edinmemiş, almamış. O tarafa satmamış. 190 yıl çalışarak kazanacağı maaşla, bu kadar şeyi almamış’ diyen bir bakan arkadaşları yok. Savunan bir kişi çıkmadı, bir kişi savunamıyor. Bir kişi alkışlamıyor yaptığını, bir kişi sahip çıkamıyor. ‘Bunlar yanlarına kalmayacak’ deyince dakikalarca ayakta alkışlıyor birileri. Burası mı eziliyor, orası mı eziliyor? Kim kimi eziyor görelim bakalım? Milletin vicdan terazisinde siz eziliyorsunuz. Biz dimdik ayaktayız. Punduna getirip ezseler de mühim olan güzel kokmak, ıtır gibi güzel kokmak, ıtır gibi. Eziyorlar, eziliyoruz. Ama hiçbir pis koku çıkmıyor bu salondan, o 12 metrekarelik zindanlardan. Pis kokunun hepsi zatalillerinin, majestelerinin ekibinden çıkıyor. İBB davası görülüyor. Ne diyorlardı? ‘Bir ay sonra birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar. İnsan içine çıkamayacaklar. Birbirlerinin gözüne bakamayacaklar.’ Her hafta sonu bir şehirdeyiz. Nereye gitsek, daha şehirden çıkış tabelası gelmeden il başkanı arıyor; ‘Herkes yolumu çeviriyor. Bu kadar büyük mitingi 1970’te Ecevit yapmıştı, 1968’de Demirel yapmıştı. Bilmem ne zamandır bu şehrin en büyük mitingini yaptık.’ Çorum da onu söylüyor, Konya da onu söylüyor. Yozgat da onu söylüyor. O mitingleri biz yapmıyoruz arkadaşlar, o mitingleri biz yapmıyoruz. O meydanı dolduran biz değiliz, o meydanı dolduran milletin adalete susamışlığı, bu haksızlıklara isyanı. Millet sizin arkanızda, millet sizin arkanızda.
“CESUR GAZETECİLER VAR”
‘Canlı yayınlansın’ dedik, ilk başta bir sürü ‘Vay efendim canlı yayın istemeyin istediği yeri verirler. Orasında keserler.’ Ya kardeşim biz kendimize güveniyoruz. Tamamı canlı yayınlansın. Ben biliyorum ki o salondan dışarıya bize dair bir mahcubiyet çıkmaz. Kimin mahcup olacağını biliyorum ben. Ben inandığım, güvendiğim arkadaşın arkasında duruyorum. İnanamadığıma zaten bir şey yapmıyorum. İnanmadığımıza, güvenmediğimize zaten bir şey yapmıyorum. Ama ne oldu? Önce savcıya güvenenler ‘Canlı yayın olsun’ dedi. ‘Hay hay bence de olsun’ dedi. Öbürü ‘O öyle diyorsa münasiptir’ dedi. Bir çıktı iddianame tel tel dökülüyor. Oyladık, ‘Canlı yayın olsun’ diyenler ‘Olmasın’a oy kaldırdılar. Şimdi dava görülüyor. Buradan bütün Türkiye’ye söylüyorum, bütün Türkiye’ye. 12 aydır yalan yanlış beyanlar üzerinde tepinenlerin o söylediklerinin hiçbirisi iddianamede çıkmadı. Ne İmamoğlu’nun araçları, ne bin 200 cep telefonu, ne parke altından çıkan paralar, ne Gaziosmanpaşa Belediyesinden çıkan dolarlar, hiçbir şey çıkmadı. Hiçbir şey de iddianamede yer almadı. O konuşanlar, bir tanesi geliyor mu Silivri’ye? Hani asrın yolsuzluğuydu bu, asrın yolsuzluğu? Hani ilk gün TRT iki tane canlı yayın aracını getirdi. İki gün izlediler, anons bile çekmeden gittiler. Nerede A Haber? Silivri’nin önünde çeksene anonsu arkanda asrın yolsuzluğu. İçeriden iki satır bilgi ver. Neredesiniz o bütün yandaş kanallar? Akşam yeni haysiyet cellatlığına soyunanlar, bir yıldır söylediğiniz lafların haberini yapsanıza Silivri’nin önünde. Silivri’nin önünde yine Sözcü var, yine Halk TV var, yine BirGün gazetesi var, yine Evrensel gazetesi var, Cumhuriyet gazetesi var. İşlerinden edilmiş cesur gazeteciler var. Onlar içeride bir iddianamenin tel tel döküldüğünü haber yaparken, neredesin be A Haber, neredesin TGRT? Gitsene Silivri’ye ‘İçeride şu iddiam ispatlandı, yanıt veremediler’ desene. Bir tane yok arkadaşlar. Bir tane yok. Ne var biliyor musunuz? ‘Baskı altında söyledim’ var. ‘Ailemi korumak için bu ifadeye mecburdum, geri çekiyorum’ var. ‘Savcının tahliye talebine kandım’ var. ‘Ben hiçbir ifademde gördüm demedim, gördüm yazmışlar, uykusuzdum imza atarken dikkat etmedim’ var. ‘Para verildiğini görmedim, duydum’ var. ‘Kimden duydun?’ ‘Onu da unuttum’ var. O yüzden gidin şimdi bakalım o mahkemeye. ‘Bu dava siyasidir’ derken ‘Hukuki değildir’ derken, bu davada ‘Biz iddianameyi yargılanmak değil, yargılamak için istiyoruz’ derken tam da bunları görerek, bilerek, size güvendiğimiz gibi o arkadaşlarımıza güvenerek söyledik bunların hepsini.
“TÜM HAVUZ MEDYASINI SİLİVRİ’YE DAVET EDİYORUM”
O yüzden tüm havuz medyasını Silivri’ye davet ediyorum. Stüdyolarından yeni iftiralar atmaya, yeni yalanları konuşmaya değil; bir yıldır söylediklerinin ispatını yapmaya bekliyorum oraya varsa cesaretleri. İlk gün bir dolaşıp da kuyruğu kıstırıp gidenler, gördüler içerideki meselenin yaratılan algının yüzde 1’i bile olmadığını. Dahasını söyleyeyim. Bedava bedava konuşanlara, işte Başkanvekili burada. İstanbul Büyükşehir Belediyesi koca bir kamu kurumu. Kamu zararı yaratıldığı ileri sürülüyordu. İç Denetim Birim Başkanlığı, Rehberlik ve Teftiş Kurulu Başkanlığı, Mali Hizmetler Daire Başkanlığı, 30 iştirak şirketinin kendi denetim birimleri denetimlerini bitirdi. Böyle dönemde yalan bir beyana, rapora imza atacak babayiğit var mı Türkiye’de? Kamu zararı çıkacak da, ‘Yok’ diyecek. Tüm bu raporlarda tek bir kuruş bile kamu zararının olmadığı raporlara bağlandı. Ve net olarak 30 iştirak şirketinde kamu zararı olmadığı ortaya çıktı.
Sadece İBB’nin İç Denetim, Rehberlik, Mali Hizmetler Daire Başkanlıkları değil ki, bunların da personelinin çoğu bizden önceki dönemden olan devlet memurları. Devam ediyorum. İçişleri Bakanlığı koordinatörlüğünde Hazine Maliye Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı ve MASAK uzmanları tarafından özel teftiş, ayrı olarak da bir genel teftiş yapılmış. İBB’de tek bir kuruş kamu zararı olmadığı üç bakanlığın özel ve genel teftişlerinin sonucunda tamamen çökmüş oldu. Bunlar yargılamanın olduğu dosyaya, ilgili sayfalara teker teker giriyorlar. Biz de yaz boyunca, kış boyunca atılan bütün bu iftiralara karşı bunları teker teker dile getirmeye devam edeceğiz. Yargılamanın özeti; İBB’nin liyakatli kadrolarla yönetildiğini, hizmette herkese eşit ve adil davranıldığını ve bir kamu kurumu olarak geçmişte eleştiriye konu pek çok hususun CHP döneminde terk edildiğini, tertemiz bir icraat yapıldığını, bir kuruş kamu zararı olmadığını ortaya koyuyor. Ne diyordu Tayyip Erdoğan, ayakkabı kutularından paralar çıkarken, elbise torbalarından paralar çıkarken. Diyordu ki ‘Devletin kasasından çıkmadıktan sonra yolsuzluktan bahsedilemez.’ Bizde kör kuruş bulmadılar, kör delikli kuruş yok. Ne onlar gibi dolarlar, eurolar, ne kasalar, ne başka bir şey. Sadece buldukları: ‘Efendim kamyon aldırmışsın, kreş yaptırmışsın, yurda sandalye aldırmışsın, bilmem ne yaptırmışsın.’ Bunların üzerinden arkadaşlarımıza olur olmaz iftiralar atıyorlar.
“BİZ O BAYRAĞI TAŞIYACAK GÜÇTEYİZ”
Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak nerede olduğumuzu, nerede durduğumuzu, bundan sonra nasıl duracağımızı biliyoruz. FETÖ’nün yargılamalarında yapılan haksız tutuklulukları, o kararlara imza atanların hepsi kişiyi hürriyetinden mahrum etme suçundan ceza aldılar. Başta üniversite öğrencileri olmak üzere içeride boşu boşuna tutulan Kadir burada, Ahmet Özer burada. Çok sayıda arkadaşımızla ilgili alınan bu kararların eninde sonunda, günü geldiğinde yargı eliyle yeniden ve bu sefer bu haksız kararları, delilsiz yere, hukuksuz yere… Tweet atıyor, tweet‘ten tutuklama yapıyor. Hangi delili karartacak? Ceza alsa, yatarı yok. İçeride altı ay yatırıyor iddianame yazmıyor. Bunların tamamının hesaplarının teker teker sorulacağı bir sürecin içinde olacağız. Ha Cumhuriyet Halk Partili belediyeler, mücadele eden bir adım geri atmayacağız. Biraz önce söylediğimiz gibi işimize odaklıyız. Partimizde, Meclis’te, belediyelerde görevimizin başındayız. Milletin elimize verdiği bayrağı tutuyoruz, asla bırakmayız. Bayrağı bırakırsak, millet o bayrağı bir daha bize emanet etmez. En zor dönemde verdi. Ve herkes şunu bilsin. Öyle bir coğrafyadayız ki; sistemin tamamı bunun için de artık ne varsa, ama gözleyen de millet sonunda. Bu coğrafyanın kendisi belki de coğrafya kader ya. Sistemin tamamı devletin bütün yerleşik gelenekleri, genleri ve milletin ta kendisi, partimizi bir stres ve direnç testine tabi tutmaktadır. Öyle ya, ‘100 yıl önce kovdunuz düşmanı, kurtardınız ülkeyi, kurdunuz Cumhuriyeti. Ama üç çeyrek sonra verdiniz birinin eline. Şimdi görev sırası yeniden sizde, ama bir görelim sizi. Siz bu İran’a komşu, bu Suriye’ye komşu, bu Rusya’ya komşu, Kıbrıs’ın hakkını savunacak, Yunanistan ile kıta sağlığı konusunda karşı karşıya olacak, NATO’nun en büyük ikinci ordusunu kumanda edecek ve her türlü zorluğa karşı dimdik ayakta duracak, elinde milletin verdiği büyük bayrağı taşıyacak güçte misiniz?’ diye soruyor. Ekrem Başkan oradan bağırıyor, Mansur Başkan buradan sesleniyor. Biz o bayrağı taşıyacak güçteyiz. Biz o bayrağı taşıyacak güçteyiz.
“HEP BİRLİKTE İKTİDARA YÜRÜYECEĞİZ”
Asla ve asla zora, baskıya teslim olmayız. Kötülükle geri adım atmayız. Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları olarak milletin verdiği görevi nasıl alnımızın akıyla hep birlikte yapıyorsak en geç iki yıl sonra bu salondaki herkes ya daha önemli görevlerde ya da iktidar partisinin belediye başkanı olarak görevde olacak. Bana diyorlar, Murat Kurum ‘Bir başbaşa kahve içebilir miyiz?’ ‘İçelim.’ ‘Efendim oraya battık, buraya baktık siz çok millisiniz. Milli bir duruş göstermelisiniz, sizi iktidar partisinin belediye başkanı olmaya davet ediyorum, şu imkanlarla bu imkanlarla.’ Murat Kurum sen çok çok o götürebildiğin birkaçını, topuklayanı muhalefete taşırsın kendinle birlikte. İktidarın belediye başkanları bu salonda, benimle birlikte. Siz sadece partinin değil, ülkenin umudusunuz. Sadece ülkenin değil bütün mazlum milletlerin umudusunuz. 100 yıl önce olduğu gibi, örnek olacağız, tek adamı da yeneceğiz, baskıları kıracağız, hep birlikte iktidara yürüyeceğiz. Bu mücadele bugünün değil, yarının mücadelesidir. Yolunuz açık olsun, hepinizi seviyorum, hepinize güveniyorum. Hepinize sonuna kadar inanıyorum. İyi ki sizinle aynı partideyim, iyi ki sizinle aynı yolda yürüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi’nin gurur kaynakları, hepinizi alnınızdan öpüyorum.”











