İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP Tuzla Belediye Başkan Adayı Eren Ali Bingöl ile birlikte önce seçim otobüsüyle ilçe turu gerçekleştirip, sonra Cami Mahallesi’nde halkla bir araya geldi. Kendi dönemlerinde, önceki yönetimden 5 katı fazla iş ve hizmet ürettiklerini belirten İmamoğlu, bu başarıyı daha az gelirle başardıklarının altını çizdi.

“100’ER BİN DOLAR BURS VERDİKLERİ 3 İBB ÇALIŞANI DA MİLLETVEKİLİ OLDU”

İmamoğlu, konuşmasında özetle şunları söyledi:

* “Hani birini İBB’de işe aldılar, hatırlar mısınız? Şans bu ya; işe alıyorlar, tesadüf bu ya; işe girdiği gün, ona burs çıkıyor. Bak sen! Bakın işe girdiği gün, ona burs çıkıyor. Hem de birisi Türkiye dışında yaşarken. Nasıl oluyorsa hem yurt dışında yaşıyor hem işe giriyor hem de burs kazanıyor. Ya bu nasıl bir şans değil mi? Diğeri de Metro A.Ş.’de işe girdi. Bu daha komik. Metro A.Ş.’de işe girdi. Hemen ona burs çıktı. Ama ayarlanan bursa bakın şimdi. Metro A.Ş.’ye giriyor. Ama oraya işe girene, ne bursu çıkıyor biliyor musunuz? Siyaset bilimi bursu! Bak sen.

* Metro A.Ş.’de, teknik bir yerde siyaset bilimi. Metro’yla siyasetin ne alakası var? Yok. ‘Burs kazandılar’ derken yanlış anlamayın. Sizlerin parasıyla bursları planladılar, planladılar; burs kazanmadı. Sizin paranızla ne yaptılar biliyor musunuz? Biz, inim inim inleyerek, 100 bin gencimize 7 bin 500’er lira burs verdik. Seneye 100 bin gencimize, 15’er bin lira vermek için bütçeden ne kadar ayıracağız bu sene biliyor musunuz? 1,5 milyar lira. 1,5 katrilyon lira. Kime? Çocuklarımıza, milletin çocuklarına. Onlar ne yaptılar? Bir tanesine 100 bin dolarcık, bir tanesine 120 bin dolarcık burs verdiler. Suç duyurusunda bulunduk. Mahkemelerde sürüyor üçü de. Sonra ne oldu? Şansa bak. O üç kişi işe girerken, şanslarına 100’er bin dolar burs verilirken -şans- bir de ne olsun? Üçü de milletvekili oldu. Bak sen şimdi! Dün okudum; içlerinden birisi mahkemeye gitmiş. Bu doğru, bu gerçek haberler için yayın yasağı aldırmış. Yayın yapamıyorsun? Onun için ben buradan naklen anlatıyorum.

“GÜLÜYORUZ AMA BU BİZİM AĞLANACAK HALİMİZ”

* Sevgili dostlar; gülüyoruz ama bu bizim ağlanacak halimiz. Onun için İstanbul’da iş yapamadılar. Onun için İstanbul’un bereketi kaçtı. İstanbul’un, milletin parasının bile bereketini kaçırdılar. Kentin, şehrin adeta kepenklerini indirdiler. Bunların hepsi yaşanırken, nasıl bir dönemdi? Tekrar hatırlatayım. Hem merkezi yönetim hem de yerel yönetim onlardaydı. Sonra ne oldu? Biz geldik. 16 milyon insanımız kazandı. Hep birlikte geldik.

* Ne dediler gelir gelmez, ‘Seni topal ördek yapacağız’ dediler. Ne oldu? Bizden çıktı atom karınca. Kafaları karıştı. Açılışlara, temel atmalara gün yetmiyor, akşam yetmiyor. Dün gece saat 22.00’de açılış yaptım. Ta Durusu Terkos’da, Arnavutköy’de. Önümüzdeki dönemde ne yapacağız biliyor musunuz? Daha çok çalışacağız. Bize şimdi ‘atom karınca’ diyorsunuz ama o gün öyle çalışacağız ki, bize koyacak isim bulamayacaksınız. Daha çok çalışacağız, daha çok. Onları çalışkanlığımızla ezeceğiz.

“SOSYAL DESTEKLERİ DAHA DA BÜYÜTECEĞİZ”

* Sosyal destekleri daha da büyüteceğiz. 100 bin yeni evli çifte 30 bin lira destek sağlayacağız. Gençlerin evlenmesine katkı sunacağız. 45 bin haneye Yenidoğan Destek Paketi sunacağız bebelerimize, o güzel annelerine. Test asgari ücretle geçinen hanelere, bir kişiye yıllık 10 bin lira ulaşım desteği vereceğiz. Tek asgari ücretle geçinen hanelere, yıllık 10 bin lira pazar alışverişi desteği vereceğiz. Önümüzdeki dönemde, Ilk ve ortaokula giden çocuklarımıza, 2 milyon adet okul beslenme paketini biz dağıtacağız. Biz onlarla ilgilenirken, onlar ne yapıyor? Ramazan ayında bile, bizimle ilgili kumpaslarla uğraşıyorlar. Kötülüklerinde boğulsunlar. İşleri güçleri otobüs reklamı çekmek. Bir de başaramıyorlar. Rezil oluyorlar. Niye? Yaradan büyük, Yaradan iyinin yanında. Her seferinde ifşa oluyorlar. Öyle değil mi. Her yıl, her ay kul hakkı yediniz, bari bir ay yemeyin yahu. Ramazan’da rahat durun yahu. Ramazan’da kul hakkı yemeyin. Ramazan’ın içindeyiz, bari iftira atmayın. Atarlar. Hem de nasıl?

“ADALET BAKANI, UTANMADAN İDDİANAME YAZIYOR”

* 16 milyonun, sizlerin iradesini gördüler ya, şimdi oylar yükseliyor ya, ha bire; engelleyemiyorlar ya… Hemen türlü türlü iftiralar atmaya başladılar. İftira atıyorlar, yalanları ortaya çıkıyor, yine yüzleri kızarmıyor. Yalanı konuşuyorlar, yine yüzleri kızarmıyor. Bakın ne dediler? ‘Görüntü çok yeni’ dediler, sonra ‘Görüntüdeki para İBB’den geldi’ dediler. ‘Olay yeri CHP’nin İstanbul İl Başkanlığı’ dediler. Gördünüz mü bilmiyorum? Sonra utanmadan, edepsizce, ‘Bu parayı CHP kurultayında kullandılar’ dediler. A’dan Z’ye yalan çıktı mı? Evet. Orada tarih bile yazıyor. Yani kendi yalanlarında, kendi kumpaslarında kendileri boğuluyor.

* Amaçları neydi? Sözüm ona CHP içerisinde bir ayrılıkçılık çıkarmak. İçten karışsın istediler. Kurdukları tuzağı başlarına geçirdik mi? Ama durmuyorlar. Kim kaşıdı bugün? Hemen Adalet Bakanı çıktı, adam oturmuş, Bakan Bey, bir de utanmadan iddianame yazıyor! Ya bir bakan, bu tür konularda susar. Yerinde durur, konuşmaz. En son konuşacak insandır. Oradan iddianame yazıyor. İstanbul’daki savcıya gönderiyor. Diyor ki yani, ‘Resmen, alenen böyle yap. Talimatımdır’ diyor. Talimat vermeye yüzü yok, ekranlar üzerinden veriyor. Sen nasıl adalet bakanısın. Sen mi adaleti savunacaksın? Senin olduğun sistemde mi seçime gireceğiz biz?

“BUNLAR; SORSAN ‘YARGI BAĞIMSIZ’ DERLER”

* 2019’da bize ne yaşattılarsa, aynısını yaşatma arzusundalar. Ama millet, 16 milyon İstanbullu, 86 milyon milletimiz, sizin kumpaslarınızı başınıza geçirecek sandıkta, başınıza geçirecek. Bunlar; sorsan ‘Yargı bağımsız’ derler. İftirayı atan da iftiranın başını çeken de kim biliyor musunuz? Sözüm ona bir meczup gazeteci. Meczup gazeteci bile değil, meczubun önde gidene. Devletin bankasından 800 milyon dolar kredi çekip, kendisine medya satın alan kişinin elemanı. Çalışanı bile demem ona, elemanı, silahşoru. Devlet bankasından para almak derken, adında ‘Ziraat’ geçen bir banka. Vatandaşın parası değil mi? Hepimizin parası. Sizin paranızla medya satın alınıyor, sonra o bankadan para çekerek satın alan kişinin elemanı da bize iftira atıyor, iftiranın da lokomotifi oluyor. Yüzü de yok zaten. Edepsizin önde gideni. Üstelik krediyi ödeyen de bir patronun elemanı da değil, parayı da ödemiyor. 800 milyon dolar.

“ÖNCE PATRONUNA BAKACAKSIN, SONRA AYNAYA BAKACAKSIN”

* Hadi bakalım, şimdi sen de gazetecisin! O gazeteci olduğu gibi, o televizyonda konuşan kişi sözüm ona bana doğruları savunuyor. Hadi oradan. İşine bak. Kargalar güler sana, kargalar. Önce patronuna bakacaksın. Sonra aynaya bakacaksın. Ya da o gazete, televizyon, ‘Ben gazeteyim, televizyonum’ diyorsa bu mensupları, bu gazeteci değil, bu mensupları, o televizyona çıkartmayacak. Bakın ben size söyleyeyim. Devletin bankası değil mi? Adında ‘Ziraat’ yazıyor, ziraat. Allah aşkına, çiftçiye destek olsun diye kurulmuş bu banka, sizlerin parasıyla beslenen bu banka, medya satın alsın diye birisine para verir mi? Bir kişinin izni olmadan o verilir mi? Mümkün mü? Onun için bakın ben size söyleyeyim. Bir başka kamu bankası da -hatırlayın-Ankara’da, birkaç ay önce tutuklanan organize suç örgütü liderine ne kadar kredi vermişti biliyor musunuz? 700 milyon lira. Hem de nasıl vermişti? Kefilsiz. Yahu bunların Allah’tan korkusu falan yok.

“MEMLEKETİN DE BEREKETİNİ KAÇIRDI BUNLAR”

* İstanbul Büyükşehir Belediyesi, milletin belediyesi, kamu bankalarından ne kadar kredi alabildi 5 senede. Sıfır, sıfır. Sen, kamunun en güvenilir kuruluşuna bir lira bile vermeyeceksin. Ama bir adam medya satın alsın diye, tutuklanan bir suçlu paranı kullansın diye -nereye kullanacaksa- milyarlarca lirayı vereceksin. Bunlara para dağıtacaksın. Bunlar var ya, devletin bütçesinde de para bırakmadı söyleyeyim size. Zaten biz İBB’yi aldığımızda, kasasında 6 milyon lira vardı. Bizim o zaman bir aylık maaşımız, 280 milyon liraydı. Kasada 6 milyon lira bırakarak, koca bu kurumu bize verdiler.

* Bizim yıl sonu ise kasamızda, tam 27 milyar lira vardı, 27 milyar. Hem de bu kadar iş yaptık. Bunlar, bereket mereket bırakmadı. Memleketin de bereketini kaçırdı bunlar. Sonra da utanmadan emeklilere ne diyorlar? ’10 bin lirayla geçinin’ diyorlar. Bana bugün bir emekli bir ağabeyimiz ne dedi biliyor musunuz? Yine Tuzla’nın bir mahallesinde. Bana dedi ki, ’10 bin lirayla nasıl geçineceğimi Saray, listesini yazsın, yollasın. Ben bilmiyorum, bulamıyorum yolunu, yöntemini. Bana listesini yollasın, ona göre bari harcayayım. Yöntemini bana anlatsın’ dedi. Feryat ederek, göğsüme vurarak.

“ESKİDEN ‘MİLLET, MİLLET’ DİYENLER…”

* Onun için hem ’10 bin lirayla geçinin’ diyorlar hem de zam yaparlarsa ne diyorlar? Bütçeye yük getirirmiş. O milyarların dağıtırken -hem de tahsil edilmemek üzere- bütçeye yük getirmiyordu da şimdi mi yük getiriyor emekliye 10 bin lira verirken? Eskiden ‘millet, millet’ diyenler, bugün kendi milletini hem de yıllarca bu millete hizmet etmiş amcalarımızı, teyzelerimizi kendine yük görmeye başladı yük. Buna ne denir biliyor musunuz? Onun sesiyle demeye çalışayım, ‘Nereden nereye’ derler? Nerede nereye? Bir de çıkmış diyor ki, ‘Hakikatleri yüzümüze haykırın.’ Bak sen ya! ‘Hatalarımızı görün.’ Aman aman. Şirinliğe bakar mısınız? Emekliler haykırıyor. Atanamayan öğretmenler haykırıyor. Öğretmenler haykırıyor, diyor ki, ‘Ya mülakat yapmama sözü verdin. Hani kaldıracaktın? On bir ay geçti. Ne oldu? Hani? Hani?’ Sayın Cumhurbaşkanı, ‘Yüzümüze haykırın’ diyor ya; bak haykırıyor. Ben, onlar adına haykırıyorum. Adalet arayanlar haykırıyor. Memlekette mağdur olmayan, haykırmayan bir kesim kalmadı. Herkes haykırıyor. Herkes haykırıyor da senin duymaya niyetin var mı Allah aşkına? Yok.

“BU MİLLET YÜZÜNE HAYKIRACAK AMA MERAK ETME”

* Lafa gelince tatlı, sorsan demokrat! Çünkü, onun kurduğu cümleler gerçeğe yansıtmıyor. Sokak röportajlarında bile konuşan bir kişiyi hemen alıp içeri attılar. Bu millet yüzüne haykıracak ama, merak etme. Nerede haykıracak biliyor musun? 31 Mart’ta, sandıkta, sandıkta, sandıkta haykıracak. 31 Mart’ta, öyle bir hakikatle bu usulsüzlükleri, bu haksız, hukuksuz ortamı, bakanın bile görevini unutup, seçimle uğraştığı ortamla ilgili öyle bir hakikatle karşılaşacaksınız ki; ezdiğin, sefalete sürüklediğin, derdiyle dertlenmediğin, yanında durmadığın bu millet, haykıracak. Çok büyük haykıracak hem de. Bunlar 2019’da da aynı işleri yaptılar. Bunlar, 2019’da da uydurma iftiralarla bizi bastıracaklarını zannettiler. Seçimi bile çaldılar, seçimi elimizden aldılar. Hatırlayın, sizin iradenizi elinizden aldılar. Ne dediler? Sandıkta 700 terörist varmış! 1000’e yakın da İBB’de vardı.

“İFTİRAYI ATARLAR, YALANI SÖYLERLER, ONDAN SONRA PİŞKİN PİŞKİN GEZERLER”

* Bunlar böyle yaparlar; iftirayı atarlar, yalanı söylerler, ondan sonra pişkin pişkin gezerler. Seçimden sonra da ne derler biliyor musunuz? ‘O siyaseten söylenmiş bir laftı.’ Birine ‘yalancı’ denir mi siyaseten? Bir insana yalancı demek, dünyanın en büyük hakareti. Ben durup dururken birine yalancı diyebilir miyim? Hayır. Devletin en başındakinden İstanbul’daki adayına, bakanından bilmem kime, herkes işin ortağı. Sonra ne oldu? Seçimden sonra davalar, mavalar… 1 tane bile suçlu yok. Bulamadın. Yahu bu yalanlarınızda boğulun. Allah sizi ıslah etsin. Bak Ramazan ayında buradan dua ediyorum: Allah sizi ıslah etsin. Allah size akıl versin.

“BU MİLLET SİZE FIRSAT VERMEYECEK”

* Ama bu millet, size fırsat vermeyecek, vermeyecek. Biz, her kökenden, her hayat tarzından, her siyasi görüşten, 16 milyon İstanbulluyuz. Biz büyük ve güçlü İstanbul İttifakı’yız. İstanbul İttifakı; gençlerin, kadınların ve emeklilerin ittifakıdır. İstanbul İttifakı, namusuyla çalışan büyük çoğunluğun ittifakı. İstanbul İttifakı, haktan ve adaletten yana olanların ittifakıdır. 2019’da İstanbul’un talan edilmesine ‘dur’ diyen bu ittifak, 31 Mart’ta yine tarih yazacak. Kardeşlerim, güzel hemşehrilerim bir kez daha birleşelim. Gelin, başlattığımız büyük hizmet, icraat ve yatırım dönemi daha güçlü devam etsin. Haydi İstanbul, haydi İstanbul, tam yol ileri, tam yol ileri.”